Göçmen

Eindhoven’a geleli 3 ay oldu. Yerleştik diyebilirim. Tabi ki sadece fiziki anlamda. Geldikten 1 hafta sonra Corona’nın İtalya üzerinden Avrupa’ya yayılmasıyla keşfedilmeyi bekleyen alan kısıtlansa da fikir olarak artık burada yaşadığımız gerçeğine alıştığımı söyleyebilirim.

İlk geldiğimde şüphesiz çok büyük bir rahatlama yaşadım. Buraya taşınacağımızın kesinleşmesiyle birlikte kendimizi fırtınalı bir okyanusa atmış gibi olduk. Evrak hazırlama, arabayı satma, eşyaları ayarlama, iş-kreş ilişik kesme, bir yandan burada kalacak yer ayarlamaya çalışma, buradaki evrak işleri vs. Tabi bunlarla paralel giden duygusal zorlanma.. Ayrılmak, burada yaşadığım duygusal zorlanmadan çok daha kolay oldu açıkçası. Tüm bu fiziksel ve duygusal yorgunluğun üzerine geldiğim ilk iki hafta çok iyi ve mutluydum. Stressiz, arabasız, trafiksiz, saygılı hayat bir anda mental yorgunluğumun büyük bir kısmını alıp götürdü. Ekin’le her gün yeni bir park keşfetmek, endişesizce, telaşsız bir şekilde bisiklete binebilmek çok çok iyi geldi. Allahtan kiralayacağımız evi de Ankara’dayken bulabilmiştik, eşyalarımızın da hızla gelmesiyle Mart’ın 2. haftası taşındık. Taşındıktan sonra kimseye hissettirmemeye çalışsam da gerçekten kötü bir dönem geçirdim diyebilirim. Tüm evi temizlemek, tek tek yerleştirmek, bir yandan Ekin’le tüm gün oyalanmaya çalışmak, bir yandan Türkiye’de artan vaka sayısıyla ailem için endişelenmek, sosyal-iş hayatımın, bireysel gelirimin yok oluşu, bireysel geleceğimin belirsizliği, ev hanımlığı düşüncesi, her gün 3 öğün yemek yapmak, temizlemek, yine temizlemek.. Kendimi o kadar kimliksiz, o kadar kötü hissettim ki, Ekin’e televizyon açıp mutfağı temizlerken ya da Ekin’i parka götürüp o oynarken saatlerce ağladığımı bilirim. Hem evimden, hem eşyalarımdan, hem işimden, hem ailemden, hem dilimden, her şeyden kopmak bir anda dank etti. Ve bu durumu oradayken çok isterken şu an bundan rahatsız olmak gibi bir lüksümün olmadığını düşünerek kendimi daha da zorladım ve üzdüm. Benim için en kötü gün fırını temizlediğim gündü :) Ev sahibi sanırım aldığı günden beri temizlemediği için yapışan kirler bir anda kafamdaki tüm endişeler, tüm korkular, tüm negatif düşünceler oluverdi. Ovup ovup çıkaramadığım, benden başka kimsenin de o anda bunu yapamayacak olması hissi. O sıkışmışlık. Tarif edilemez sıkıntı. Sonra Doğukan 1-2 saat işten izin alıp yardım etti ve o şekilde temizleyebildik. Ve o günden sonra her şey biraz daha olağanlaşmaya ve ben de içinde bulunduğum durumu kabullenmeye başladık. Eminim her göç eden buna benzer bir süreçten geçmiştir. Sonrasında biraz daha kendime dönmeye, kendimi beslemeye başladım. Youtube’dan yoga vidyolarıyla yoga yapmaya başladım, suluboyaya devam ettim. Kendime üst katta bir köşe oluşturdum. Sevdiğim objeleri koydum, öncelikle de işyerinde kalemlerimi koymak için yaptığım ama kullanmaya fırsat olmayan seramik kalemliğimi yerleştirdim :) Bu köşe adeta bu kadar çok değişikliğin içinde benim şu anda varolduğumu gösteren bir köşe oldu. Ne zaman kötü hissetsem, kendimi hatırlamak istesem buraya geldim, sandalyeye oturdum ve iyi hissettiğimi fark ettim. Şu an hala kendimi çok yalnız, çok amaçsız ve çok kimliksiz hissediyor olsam da yavaş yavaş bireysel olarak da hayatımın yola gireceğine eminim.

Share This:

About

No Comments

Leave a Comment